Neden Kanser Oluyoruz?

2095

Hayatımız boyunca egzersiz yapıyor, sigara ve alkol kullanmıyoruz(!), peki o zaman neden kanser oluyoruz?
Haydi gelin selfimize şöyle bir yakından bakalım.

*Hayatımızda hep şeker oldu, çayı ve kahveyi şekersiz içmedik. Kahvaltıya reçelsiz ve krem çikolatasız oturmadık. Beyaz pirinç ve ekmeğin aslında şeker olduğunu unuttuk. İçinde yüksek oranda fruktoz bulunan meyveleri kiloyla yedik. İçinde glukoz ve aspartam olan ürünler tükettik. Kolanın ve gazlı içeceklerin şeker ve zehir karışımı olduğunu bile bile içtik. Önce insülin direncimiz başladı, bazen şeker hastası olduk, 100 kilo bile olduk ama durmadık.

*Palm yağı, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandık. Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedik, bazen organlarımız iflas edene kadar bunları yedik.
*Paketlenmiş hazır sıvı ve katı tüm ürünlerdeki koruyucu kimyasalların bizi kanser edeceğini önemsemedik. Turşumuzu hatta, limonu sıkıp limon suyunu bile kendimiz yapmadık, hazır almak kolayımıza geldi. Pazardan nohut, fasülye bile almadık, bunları konserve satın almak daha basitti.
*İnsanlar 4000 yıldır misvak vb doğal malzemelerle diş fırçalarken biz gittik 35 açılı sentetik diş fırçasını ağzımıza soktuk, o da yetmedi; bildiğimiz çamaşır deterjanının tatlandırıcı ve naneyle karıştırılmış şekli olan diş macunu ile hayat boyu diş fırçaladık ve bunun bir kısmını yuttuğunu göz ardı ettik. Bal ve karbonatın dişlerimizi tartardan bile temizlediğini bilmedik, üstüne üstlük dişlerimizi de o macunlarla çürüttük.
*Çamaşır deterjanı ve o leylak kokulu yumuşatıcının vücut ısısı ile deri tarafından emildiğini ve deri kanserinin en büyük nedeni olduğunu umursamadık. Çamaşırlarımızı borax ve karbonat karışımı ile yıkayıp yumuşatıcı gözüne elma sirkesi koyarak muhteşem bir temizlik elde edeceğinizi umursamadık.
*Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğumuzda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğimizi fark etmedik. Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedik.
*Doğal sabun kullanmak yerine gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her sabah yüzümüzü bedenimizi yıkadık. Her gün, bu daha iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçımızı yıkadık.
*Evimizi arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, tertemiz olsun diye çamaşır suyuyla sildik. O meret buharlaştıkça soluduğumuz şey bizi akciğer kanseri yaptı.
*Karıncaları, böcekleri, sinekleri; limon, karbonat, fesleğen, acı biber vb doğal yollarla evimizden uzak tutmadık. Bastık böcek zehrini, o ağır kimyasalların temizlesek bile gitmeyeceğini unuttuk. Soluduk ve eşyaların üzerinden ellerimizle ağzımıza soktuk. (O kadar kandırıldık ki, böcek zehrine neden böcek ilacı dendiğini bile sormadık)
*Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettik.
*Resmen radyoaktif olan cep telefonunu kulağımıza günde 2 saat yapıştırdık. Radyoaktif olan wifi vericisini evin içine soktuk, radyoaktif olan bilgisayarı da kucağımızdan indirmedik.
*Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedik, adına da “doğal beslenme” dedik.
*Yiyeceklerimizi cam ve toprak kaplarda saklamak ve pişirmek yerine çelik ve bilmediğimiz kaplamalar kaplı kaplarda pişirip yedik. En önemlisi mutfağımızın her yerine plastik, teflon ve alüminyum soktuk, çizildikçe onları da yediğimizi unuttuk.
*Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı, midyeleri yedik.
*Fastfood’un her aşamasının zehirli ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken biz tepsi kadar pizzaları götürüyorduk, 3 katlı burgerleri yuvarlıyorduk.
*Evimize naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabı ve terlikler soktuk.
*Sobayı attık evimize klima soktuk.
*Toprağa dokunmuyoruz ve stresten gülümsemeyi unutuyoruz.

Bunca şeye rağmen yine iyi dayanıyoruz